Niko
NickHotine

Gönül Hecesi Arşivi Temmuz, 2011

Coşkun Sabah

Çoşkun Sabah Diyarbakır doğumlu olup ailenin ortanca çocuğudur. Değerli sanatçımızın doğum tarihi 16 ekim 1954. Evli ve iki kız çocuğu babasıdır. Çoşkun Sabah ailesindeki erkek çocuklardan sanatçı olan tek kişi değildir. Sanat ile iç içe olan ailede Çoşkun Sabah’ın kardeşi aranjör Taşkın Sabah , keman ve ud sanatçısı ağabeyi Bülent Sabah’da öne çıkan ve bilinen isimlerdendir. İlk öğrenimine Diyarbakır’da başlayan sanatçımız , ailesinin İstanbul’a göç etmesi sonucu öğrenim hayatına burada devam etmiştir. Burada Nilüfer Hatun Ortaokulu’nu ve Atatürk Lisesi’ni bitirdikten sonra 1961 yıllarında müzik ile uğraşmaya başladı. 1969 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı‘na girdi. 1972 yılında İstanbul Radyosu’nda ud çalmaya başladı. 1980 yılına kadar İstanbul Radyosunda kadrolu sanatçı olarak ud çalmaya devam etti. 1975 yılında İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Bölümü’ne girdi. Buradaki çalışmalarında ve musiki bilgisinin gelişmesinde Münir Nurettin Selçuk ve Dr. Nevzat Atlıg’ın büyük desteğini gördü. Enstürman konusunda ise şuan ud virtüzdü durumundadır. Ayrıca maestro derecesinde keman , çok güzel seviyede kanun ve tanbur da icra edebilmektedir. Kendisini Şerif İçli ve Yorgo Bacanos karışımı olarak değerlendiren sanatçımız , ud konusunda Yorgo Bacanos ve Selahattin Altınbaş‘ı beğenmektedir. Kemani olarakda Sadi Işılay ve Nubar Tekyay’ın yeri Çoşkun Sabah için başkadır. İlk bestesini 1970 yılında yapan sanatçımızın bestesi kürdi makamındaydı. Sanatçımız Çoşkun Sabah’ın şimdiye kadar hemen hemen hepsi plak ve kasetlere okunmuş, çoğuda klasik olmuş 45 kadar değerli eseri bulunmaktadır. “Herşeyimi müziğe borçluyum” diyen sanatçımız , özgün müziğe çok değer vermektedir. Futbol oynamaktan , maçlara gitmekten, film izlemekten ve müzik dinlemekten hoşlanan sanatçımız, koyu bir Galatasaray taraftarıdır. Bu güne kadar müzik dolu bir yaşam süren değerli sanatçımız ; 1978 yılında “Baharı Bekleyen Kumrular Gibi” adlı bestesi Hürriyet Gazetesinden ” Altın Kelebek” , 1984 yılında ” Kalp Kalbe Karşı Derler” adlı şarkısı Milliyet Gazetesinden ödül almıştır. Ayrıca sanatçının ” Kalp Kalbe Karşı Derler” adlı hicaz bestesi TRT repertuarındadır. “Hatıram Olsun”, “Anılar”, “Aşığım Sana”, “Aşk Kitabı”, “Baharı Bekleyen Kumrular Gibi”, “Sen Bambaşkasın”, “Benimsin”, “Gel Gelebilirsen”, “İsyanlardayım”, “Var Mı Böyle Bir Sevda”, “Son Buluşmamız” “Bir Pazar Günü”, “İşte Bizim Hikayemiz” adlı şarkıları Türk Müziğinde ün yapmış şarkılar arasındadır. 1990 yılında piyasaya çıkan “Beni Unutma-Aşığım Sana” adlı kasedi yaklaşık 3 milyonsatarak tüm zamanların en çok satan kasedi olmuştur

Bu Konu bugün 1252 kişi tarafından okunmuştur

Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe ,delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yanyana evlerde otururlardı. Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı ask beslerlerdi. Fakat aileleri görüşmelerini istemezler, birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardı. İki evin arasında gizli bir çatlak vardı aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burda bulusur o aradan birbirlerine seslerini duyurur aşklarını dile getirirlerdi. Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler. Tispe ağaca Piremus dan önce varmıştı. Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bi mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarbını düşürmüştü. O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe nin esarpını parçalıyordu. O an aklına gelen ilk ve tek şey aslanın Tispe yi öldürerek yediğiydi. Tispe siz yaşayamazdı. Aklından geçen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü. Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzleşti. Piremus un cansız vucudu yerdeydi ve elinde Tispe nin düsürdüğü eşarpını tutuyordu. İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir şeyi anlayamamıştı. Ama esarpı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı. Bir an ve mağarada düşündüğü o korkunç şey başına gelmisti. Ve onun öldüğünü düşünen Piremus askı uğruna canına kıymıştı. Tispe bir an bile düşünnmeden hançeri aldı ve göğsüne götürdü. Onların aşkı ölesiye bir aşktı ölüm bile onları ayıramazdı. Eğer Piremus aşkı uğruna ölümü göze aldıysa o da hiç çekinmeden canına kıyabilirdi ve hançeri sapladı. Birden vücudu Piremusun bendeninin üstüne yığıldı. O anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzlestirmek istediler ve bu ciftin üstünde duran agacı bunların askına adadılar. Piremusun kanını bu ağacın meyvelerine, Tispenin gözyaslarını ise ağacın yapraklarına verdiler. O günden beri kara dut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini, (Piremusun kan lekesini), dut ağacının yaprakları, (Tispenin gözyasları) temizler.. Bilirmisiniz dut agacının meyvesinin lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yaprağını alır ovuşturursanız lekenin gittiğini göreceksiniz…

Bu Konu bugün 1162 kişi tarafından okunmuştur